Türkiye’nin ilk kadın inşaat mühendisi : Sabiha Gürayman

Türkiye’nin ilk kadın mimarı : Leman Cevat Tomsu

Türkiye’nin ilk kadın tiyatro oyuncusu : Afife Jale

Türkiye’nin ilk kadın savaş pilotu : Sabiha Gökçen

….. ve ülkemizi değiştiren daha nice kadınlar, kadınlarımız.

KariyerCE editörü ve bir insan olarak bu yazıyı bir görev ya da sorumluluk olarak görmeyip, bunu tüm insanların bir an önce ellerinden gelen tüm çabayı göstererek çözmesi gereken temel bir sorun olarak gördüğüm için yazdığımı ve kadınların toplumsal yaşamda eşitlikleri için çalışmanın, yaşamımızı her açıdan daha da kolaylaştırıp, güzelleştirmek için sarf edilen bir çaba olduğunu belirtmek isterim. Yazının devamında elimden geldiğince bu sorunların nasıl aşılabileceğini kendi cümlelerimle anlatmaya çalışacağım. Şimdiden sürç-ü lisan ettiysem affola.

Geçmiş ve günümüz dünya düzenleri içerisinde kadın ve erkeğe birçok görev ve sıfat dayatıldığı olgusu reddedilemeyecek bir gerçek olup, kadınların bu dayatmalar altında daha çok ezildiklerini kabul etmek tüm insanlığın kaçınılmaz gerçeğidir. Kadınları evinin kadını, çocuklarının annesi gibi kalıplara sokmak milyonlarca yıldır varlığını sürdüren insanlığın sahip olduğu potansiyelin yarısını çöpe atıp, insanlığı geri bırakmaktan başka bir şey değildir. İnsanlık olarak evrimimizi tamamlamamızın yegâne yolu kadınların üretime doğrudan ve her katmanında olacak şekilde katılmasını sağlamaktır. Üretimin sadece iş dünyası olarak görülmemesi en temel hususlardan biridir. Sanat, spor, siyaset, din ve sosyal yaşam gibi aklınıza gelebilecek tüm alanların bu kapsama girdiğini kabul etmemiz gerekmektedir. Ancak, biz kadınları aile yaşamındaki üstlendikleri rollere göre yargılamaktayız. Kadınların aile yaşamında aldıkları bu sorumluluklar onların görevi olarak değil, yaptıkları bir fedakârlık olarak görülmelidir. Ancak bu fedakârlık yalnızca kadınlar tarafından değil, aileyi oluşturan tüm unsurların paylaşımıyla yapılmalıdır. Bilinenin aksine yuvayı dişi kuş yapmaz, yuvayı iki tarafın gösterdiği özveri ve çaba oluşturur. Her ne kadar bu olguları öncelikle erkeklerin kabul edip, gereklerini hayata geçirmesi gerekse de kadınlar da tüm bunların bilincinde olup haklarını tüm insanlığın geleceği için sonuna kadar savunmalıdır. Tabii ki tüm bunların sadece bu tip yazılar, konferanslar ya da toplumsal hareketler ile gerçekleşmesini beklemek hayal kurmaktan öteye geçemeyecektir. Yapılması gereken insanları eğitme yöntemimizi değiştirmektir. Çocukları okul öncesi eğitim düzeyinden, hatta aile yaşamından başlayarak sadece kadın-erkek eşitliğini değil; tüm insanların dil, din, ırk, gelir, cinsiyet ve cinsel tercihlerine bakılmaksızın eşit olduğu gerçeğini benliklerine işleyerek, tüm insanlığa karşı ön yargısız ve adil bir şekilde yetiştirmek gerekmektedir. Bununla eş zamanlı olarak, yetişkin bireylerin tüm imkanlar kullanılarak, en üst makamların doğrudan çalışmalarıyla topluma dayatılan bu kalıplardan arındırılması gerekmektedir.

Sonuç olarak, en başta erkekler olarak yapmamız gereken şey kadınları herhangi bir kalıba sokmadan sadece insan olarak görmektir. Yaptıkları ve yapacakları her şey için onların özgürlüklerini korumak ve destek olmak tüm insanlığın geleceği için atacağımız en büyük adımlardan biri olacaktır. Ayrıca toplumda onlara dayatılan tüm baskılara, uygulanan şiddete ve bize rağmen insanlık adına yaptıkları tüm fedakârlık için onlara minnettar olduğumuzu belirtmek istiyorum. Şimdiden tüm kadınların ve kadınlarla yaşama fırsatı bulduğumuz için biz erkeklerin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.

Yazan : Gökalp Aydoğdu

Düzenleyen : Berfu Baran

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz