Daha konuşmaya yeni başladığımız ilk günlerde, hepimiz “Sen büyüyünce ne olacaksın bakalım?” sorularına maruz kalırız. O yaşımızdaki hayal gücümüzün de etkisiyle ilk cevaplarımız genellikle ‘astronot, pilot’ gibi sıra dışı meslek seçimleridir. Yaş ilerledikçe bu heves insanların büyük bir çoğunluğunda kaybolur ve daha gerçekçi hedefler seçilir, kaldı ki bu gibi hayallerin peşinden giden insanlar da yok değildir ve gerçekten büyük bir saygıyı hak ederler. Mega yapılardan, köprülerden, barajlardan veya bu gibi yapılardan hoşlananlarımız da ‘o’ gün geldiğinde bir karar vermek zorundadır. Peki, nedir doğru karar? İnşaat mühendisliği mi yoksa mimarlık mı?

Mühendislik ve İnşaat Mühendisliği

İsterseniz önce mühendisliğin ne olduğuna bakalım. Tür Dil Kurumu’na göre mühendis, insanların her türlü ihtiyacını karşılamaya dayalı, yol, köprü, bina gibi bayındırlık; tarım, beslenme gibi gıda; fizik, kimya, biyoloji, elektrik, elektronik gibi fen; uçak, otomobil, motor, iş makineleri gibi teknik ve sosyal alanlarda uzmanlaşmış, belirli bir eğitim görmüş kimse demektir. Tanımdan anlaşılacağı üzere, mühendislik de birçok meslek dalı gibi insanların ihtiyaçlarını karşılamak ve yaşam standartlarını daha yukarıya çekmek için doğmuştur. İnşaat mühendisliği ise malzeme ve tekniği en iyi şekilde bir araya getiren, yapıların plan, proje, yapım ve denetlenmesiyle uğraşan temel mühendislik dalıdır. İnşaat mühendisleri her türlü bina, baraj, havalaanı, köprü, yol, su kemerleri, liman, kanalizasyon, su şebekesi, vb. hizmet ve endüstri yapılarının planlanması, projelendirilmesi, yapımı ve denetimi konuları ile ilgili eğitim ve araştırma yapar. Buradan da anlaşılacağı üzere belki de en eski mühendislik dalı inşaat mühendisliğidir. Eski çağlarda isim olarak bu şekilde geçmese de, bugünkü haline ilkel anlamda benziyordu. Terim olarak inşaat mühendisliğinin hayatımıza girmesi ise 18. yy’ı buldu.

Mimarlık

Mimarlığın tanımına bakacak olursak; mimarlık veya mimari, binaları ve diğer fiziki yapıları tasarlama, kurma sanatı ve bilimidir. İnsanların yaşamasını kolaylaştırmak ve barınma, dinlenme, çalışma, eğlenme gibi eylemlerini sürdürebilmelerini sağlamak üzere gerekli mekanları, işlevsel gereksinmeleri ekonomik ve teknik olanaklarla bağdaştırarak estetik yaratıcılıkla inşa etme sanatı; başka bir tanımlamayla, yapıları ve fiziksel çevreyi uygun ölçülerde tasarlama ve inşa etme sanat ve bilimidir. Buradan da anlaşılabileceği gibi mimarlık ve inşaat mühendisliğinin çıkış noktası hemen hemen aynı diyebiliriz. İki tanıma tekrar baktığımızda, en büyük farkı yaratan şey ise mimarlığın tanımında geçen ‘sanat’ kelimesidir. Bunu birazdan daha yakından irdeleyeceğiz. İnsanlığın her devrinde aktif bir biçimde rol alan mimarlık mesleği belki de insanlık tarihinin en eskisidir.

Mimarlık ve İnşaat Mühendisliği

Mimarlığı da inşaat mühendisliğini de tanımlarken fiziki yapıları tasarladığından, projelendirdiğinden bahsettik. Peki, bu iki meslek dalını ayıran tam olarak ne? Aslına bakılırsa, daha eski devirlerde bu yapıların tasarımından tutun, dayanıklılığına kadar her şeyi ile uğraşan meslek dalı mimarlıktı. Mimarlar yapılacak bir binanın önce tasarımını yapar, daha sonra ayakta durması ve daha dayanıklı olması için gerekli hesapları yapardı. Kısaca, tek sorumlu mimarlardı. Ancak zamanla, hızlı nüfus artışı, ihtiyaçların çoğalması, değişmesi, teknolojinin hızla gelişmesi gibi sebeplerden dolayı daha karmaşık yapıların mecburiyeti doğdu. Yapı karmaşıklaştıkça bunun ekonomisi ile uğraşması da, maliyeti de, kullanılabilirliği de çok daha önem teşkil edecek konuma geldi. Bunun yanında teknik olarak büyük ilerlemeler kaydedildi. Devasa köprüler, barajların yapımı için matematiksel, fiziksel hesapların zorluğu artarken, hassas ölçümlere gerek duyulmaya başlandı. Yani teknik gelişmeler bir nevi inşaat mühendisliğinin mimarlıktan ayrılmasına neden oldu. Böylece mimarların işi daha çok tasarım, yani bir nevi sanat halini aldı. Ama mimarların sadece tasarım yapması, hiçbir hesaplamadan haberi olmadığı anlamını taşımıyor elbette; çünkü bir inşaat mühendisi kadar işin matematiksel, fiziksel boyutunu bilmese de iyi bir tasarım yapması için yeterli bilgi ve birikime ihtiyacı bulunmaktadır. Ancak mimarı iyi bir mimar yapan vizyonu ve hayal gücüdür. Bir mimarın hayal gücü ne kadar kuvvetliyse o kadar yaratıcı, sıra dışı yapılar tasarlayabilir.

Günümüzde hemen hemen her yapının inşası sırasında mimara ve inşaat mühendislerine ihtiyacı vardır. Bir projenin başlamasıyla teslimi arasında çok sınırlı sayıda mimar (çoğu zaman bir) bulunmasına karşın genellikle projenin büyüklüğüyle de orantılı şekilde 10-20 mühendis görev alır. Biraz da bu ilişkinin gerçek hayatta nasıl yürüdüğüne göz atalım. Öncelikle, bir proje başlamadan önce bir mimar, yapıyı estetik görünüşüne de özen göstererek tasarlar. Bu mimari projeyle birlikte mimar, bir nevi bu eserin yaratıcısı kabul edilir. Ardından bu proje inşaat mühendisleri tarafından incelenir, gerekli hesaplamalar yapılır. Gerekliyse zemin araştırması gibi araştırmalar da yapılır. Eğer projede bir değişiklik yapılması gerekliyse proje tekrar mimara gönderilir. Çünkü bu projede değişiklik yapılması için eser sahibi sayılan mimarın yazılı izni gereklidir. Gerekirse mimar ile mühendis arasında orta yol bulunana kadar bu işlem birkaç kere tekrarlanır. En nihayetinde iki taraf da anlaştığı zaman proje hayata geçirilmeye başlar. Bu andan itibaren mimar pek işe karışmaz. Mühendis, projenin gereksinimleri çerçevesinde gerekli iş gücüne karar verir, inşaatın sağlıklı sürdürülmesi için iş programı hazırlar. Proje bittiğinde inşaat mühendislerinin de işi bir nevi bitmiş olur ve yapı mimarıyla birlikte anılır.

Son olarak da mimarlık ve inşaat mühendisliği eğitimine bakalım. İnşaat mühendisliği eğitimi sırasında statik akışkanlar mekaniği, zamin mekaniği, yapı analizi, yapı mühendisliği ve yönetimi, betonarme gibi dersler görülür. Bu derslerden de anlaşılacağı gibi büyük bir bölümü işin hesabını kapsamaktadır. Bunun dışında inşaat sırasında kullanılacak materyalleri daha iyi tanıtmak, yaşanabilecek sorunlara karşı akıllı çözümler üretebilmek hedeflenmektedir. Mimarlık eğitimi sırasında ise proje dersleri, dizayn dersleri, yapı dizaynı, sanat ve mimarinin tarihi, şehir planlamanın ilkeleri gibi dersler verilmektedir. Buradaki amaç ise kişiye bir çeşit vizyon katmak, farklı bakış açılarını göstermektir. Bunların dışında geçmişteki medeniyetlerin mimarisi de ders olarak gösterilir. Böylece kişi kendi yaratıcılığıyla geçmişteki mimari eserleri kendi kafasında harmanlayarak hem özgün hem de başarılı eserler ortaya sunabilir.

İşin çok fazla teknik kısmına girmeden inşaat mühendisliği ve mimarlık arasındaki ilişkiden bahsettik. Kısaca, mimarlar işin daha çok görsel, sanatsal tarafını yaparken, mühendislerin daha çok hesaplamalar, ölçümler ve mimarın projesini hayata geçirmekteki görevinden bahsettik. Dışarıdan bakıldığında birbirine bu kadar karşıt görünen iki meslek dalının aslında bir elmanın iki yarısı olduğu görülüyor. Ortaya hem estetik, hem işlevsel, kısacası kusursuz bir yapının çıkması için, mimara olan ihtiyaç ne kadar olursa, inşaat mühendisine olan ihtiyaç da o kadardır. Bu iki meslek dalının günümüzde olduğu gibi gelecekte de ‘birlikte’ kusursuz eserler ortaya çıkarmaya devam edeceğine hiç şüphe yok.

Kaynakça:

Tanımlar için wikipedia’dan yararlanılmıştır.

http://bpakman.wordpress.com/yurdum/insaat

Hazırlayan: Pamir GÖKALP

Paylaş
Sonraki İçerikHidroelektrik Santrallere Bakış

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz