İnşaat mühendisliği sadece bilimden veya teknik hesaplardan oluşmamalıdır. İnşaat aslında potansiyelinde gerçek anlamda bir sanat barındırır. Belki biraz hayal etmesi zor ama bunu bir örnekle çok kolay açıklayabilirim. Bir heykel çizimi bir kâğıda çizilse ve bir heykeltıraşa verilse ve o kişiden bunun gerçeğinin yapılması istense, heykeltıraş tüm gayretiyle resimdeki objeyi sanatına aktarsa, biz buna gerçek sanat deriz. Çünkü yaptığı heykel, heykeltıraşın eseri, onun emeği, onun sanatı. Peki, neden bir mimarın çizdiği bir projeyi, inşaat mühendisi kendi estetiğini de katarak ortaya kendi emeğini ve sanatını koyamasın. Bu yüzdendir ki inşaat mühendisliği sanatla yakından alakalı bir bilim dalıdır. Bir inşaat mühendisi aldığı teknik eğitimine ve kazandığı deneyimine bağlı kalarak, kendi özgün düşüncelerini ve estetiğini de kullanarak ortaya olabileceğinden daha güzel yapılar koyabilir. Peki, Türkiye’de bu konuya ne kadar önem veriliyor, ya da estetik konusunda inşaat mühendisleri ne kadar bilinçli ve bunun farkında. Belki de bununla alakalı olarak inşaat mühendislerine üniversitelerde dersler verilebilir. Mimarlıktan zorunlu seçmeli ders almak belki de bir inşaat mühendisinde farklı fikirler ortaya sermesinde yardımcı olabilir.

Yani başka bir deyişle illaki farklı ve tasarımı değişik bir yapı ortaya koymak için mimarın çizimleri tek ihtiyacımız olan özgünlük değildir. Bu yüzden özgünlüğü uzakta aramamak gerekir. Bununla alakalı olarak bir örnek vermek gerekirse, İsveç’te 1906-1909 yılları arasında yapılan Weisen viyadüğü hala güzelliğini korumaktadır. Bunun nedeni ise, yapının betondan yapılması yerine kireçtaşından (limestone) yapılmış olmasıdır. 100 yılı geçmesine rağmen hem sağlamlığını hem de estetik özelliğini yitirmeyen bu yapı, inşatta mühendisliğinin aslında ne kadar da estetiğe bağımlı olabileceğinin küçük bir kanıtı.

Başka bir örnek vermek gerekirse, Mimar Sinan’ın zamanında yaptığı olağanüstü güzelliklere sahip yapıları sadece mimar olduğundan dolayı değil, ayrıca inşaat mühendisliği yönünü de ortaya koyabilmesi sayesindedir. Çünkü yaptığı eserlere dikkatli bakıldığında hem bir mimar gibi projesini kendi çiziyor hem de bir inşaat mühendisi hassasiyetiyle teknik hesaplar yaparak ortaya yıkılması neredeyse mümkün olmayan yapılar ortaya seriyor. Belki de inşaat mühendisi olup sonrasında da mimarlık eğitimi alabilirsek, kişiye sağlam ve sanatsal yapılar ortaya koyabilmesinin önünü gerçek anlamda açmış oluruz.

Son olarak Erhan Karaesmen hocamızın yaptığı bir röportajda bu konuyla alakalı bahsettiği birkaç cümleyi sizlere aktarmak istiyorum. “Her şey beyinde olup bitiyor ve orada sentezleme oluyor. O sentezlemeye giren unsurların büyük bir uygarlık, büyük bir yaratıcılık kümesi oluşturduğuna inanan ve bunun etrafına düşünce birliği yaratmanın anlamlı olacağına inanan 20-25 senelik bir akım var. Hardvard Üniversitesinde çok değerli bilim insanları bu akımla uğraşıyor. Dolayısıyla akıl bilimdir, akıl sanattadır. İkisinde de akılla bağlantılı yaratıcılık olmadan olmaz. Sırf düz akılla, sadece “bilgiyi alayım, sentezleyeyim, onu ona benzeteyim” le yürümez.”

Hazırlayan: Yiğit Can Küçükkağnıcı

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz