CESummit’20- Ömer Selçuk BAZ Röportajı

0
159

CESummit’20’de bizimle olan değerli sayın Ömer Selçuk Baz’a bir kez daha değerli tavsiyeleri, önerileri ve bize vakit ayırdığı için teşekkür ederek sizleri Summit Röportajları serimizin üçüncüsüne davet ediyoruz.

 

Melis SAYIN: Öncelikle çok başarılı bir konuşma yaptınız  tebrik etmek istiyoruz, konuşmanıza katılamayan okuyucularınız için de biraz kendinizden bahseder misiniz? 

Ömer Selçuk BAZ: 2001 yılı Bursa Uludağ Üniversitesi mezunuyum, sonra Viyana Teknik Üniversitesi’ne devam ettim, hem çalıştım Viyana’da hem de yüksek lisans çalışmaları yaptım. Daha sonrasında da 2006 yılında Türkiye’de  ulusal bir yarışmayı kazanıp, küçük bir ofis açma fırsatı buldum. O zamandan beri de İstanbul’da Beykoz’da ufak ölçekli bir mimarlık bürosu yönetiyorum.  

Melis SAYIN: Çok güzel, peki bu sektörde çalışmaya nasıl karar verdiniz sizi mimarlığa iten bir etken var mıydı?

Ömer Selçuk BAZ: Valla lisede ne olacaksın, ne bitecek, ne yapacaksın soruları köpürdüğü zamanlarda “Ya ben ne yapabilirim, ne yapsam hayatta kendimi iyi hissederim, mutlu olurum?” soruları üzerinde düşünüyordum. Mimarlığı da öyle çok bildiğimden falan değil de ne bileyim, çizmeye ve yapmaya  bir kabiliyetim olduğunu düşünüyordum ve çok seviyordum. Kabiliyet biraz da böyle bir şey çünkü; sevmekle ilgili. Yani sevdiğin şeye kabiliyetin oluyor, kabiliyetin olan bir şeyi daha da seviyorsun. Bu döngünün içerisinde ya mimarlık iyi bir şey olur sanki benim için dedim, yine çok da bilmeden, yani bu şekilde seçmiştim. 

Melis SAYIN: Bir çoğumuz zaten benzer şekilde aslında tam olarak ne seçtiğimizi bilmeden bir şeyler seçip o yola giriyoruz. Peki siz şu anda kariyerinize nasıl devam ediyorsunuz, bize biraz detaylandırır mısınız?

Ömer Selçuk BAZ: Şöyle biraz önce dediğim gibi ufak ölçekte bir ofisimiz var. Yani 6-7 kişi çalışıyoruz hakikaten sevdiğimiz veya seveceğimiz yani içinde olmaktan keyif alacağımız projeler yapmaya gayret ediyoruz. Yani her zaman öyle olmuyor, olamayabiliyor her zaman her şey yolunda gitmeyebiliyor tabi ki ama ben “yapmayı” çok önemsiyorum. Yani şantiyede olmayı seviyorum işte konutları yapma şekilleri işte şantiye ilişkileri, çünkü bir çeşit kağıt mimarlığı beni çok fazla ilgilendirmiyor dolayısıyla  o yapma eylemi ile ilişkili bir dünyayı kurabileceğimiz her türlü projede olmak, genelde küçük ölçekli projeler bunlar, keyif veriyor. Onların içerisinde olmaya çalışıyoruz olabildiği kadar.

Melis SAYIN: Peki bize bu iş hayatınızdaki genel süreçte zorlandığınız tecrübelerden birkaç örnek verebilir misiniz?

Ömer Selçuk BAZ: Yani zorlanmadığım hiçbir şey yok diyebiliriz. Özellikle şöyle bir şey var bence temel bir mevzu var mimarlık eğitimi sırasında öğretilmeyen şeylerle alakalı. Sadece mimarlık için değil aslında bence diğer disiplinlerde de geçerli; gerçek bir iş nasıl yürütülür, işveren ilişkileri nasıl kurulur, işverenlerle nasıl konuşulur, nasıl para kazanılır, işin ekonomisi nasıl kurulur, muhasebesini nasıl yürür gibi sorular cevapsız bırakılıyor eğitim sırasında. Çünkü sana mimar olarak sadece şey anlatılıyor; proje nasıl yapılır, tasarım budur, bina budur ama onun ötesinde eğer bunu yapacaksan bir işletmenin nasıl yürüyeceğine dair her şey en büyük problemin oluyor. Bu bilinen gerçek disiplinin içinden gelen problemlerin ötesinde daha çok bu ofisin kağıt, para, ekonomi ve insan ilişkileri üzerine olan bölümleri çünkü tek başımıza oturup bir iş yapmıyoruz yani bir sürü insan var çevremizde onlarla çok iyi sağlıklı ilişkiler de kurmamız lazım ve genelde sağlıklı olmuyor bu ilişkiler.

Melis SAYIN: Peki herkesin yararlanabileceği bilmesinde fayda olan bir tecrübeniz oldu mu?Özellikle mimarlar tabii ki size daha çok ilgi gösterdi konuşmanız sırasında da onlara önereceğiniz daha farklı görüşleriniz var mı? 

Ömer Selçuk BAZ: Soruya inşaat ve mimarlar arasındaki koordinasyon üzerinden cevap vereyim o zaman ben. Şöyle bir şey var, “Mezun olduktan sonra ne hayatınızı kolaylaştırır?” aslında mezun olunca hayatınız kolay olmayacak yani birçok şey çok zor olacak.  Biraz  kendi mesleğinin dışından problemlere bakmanın faydalı olabileceğini düşünüyorum. Yani Mimarsan eğer sadece mimarlık perspektifinden değil mühendissen eğer sadece mühendislik açısından değil. Benim mesela çalışmaktan hoşlandığım mühendisler sadece mühendis değiller yani her dediğinizi yapmıyorlar, kendi dünyaları var, bir şeyler öneriyorlar, bir şeyler düşünüyorlar o öyle olmaz diyorlar, senin pencerenden de bakabiliyorlar yani. Çünkü olay şöyle değil, iki sorunun aynı anda cevabı oldu hatta bu, mimarlık tek başına var olabilecek inşaat mühendisliği tek başına var olabilecek şeyler değiller. Diğer mühendislik disiplinleri için de geçerli bu, bunlar entegre bir bütünü oluşturacak şekilde kurulmalılar. Dolayısıyla bir zamanın mimarı mesela bundan yüzlerce binlerce yıl önce tam olarak bildiğimiz bir mimar değil o ama; o her şeyi yapıyordu yani malzemeler oradan gelecek diyordu, alt yapı böyle olacak diyordu. Bu geldiğimiz yeni dünyada ise disiplinler giderek parçalanıyor mimarlık da parçalanıyor, dolayısıyla bu parçalanmanın olumlu ve olumsuz etkilerini görüyoruz. Olumlu yanı şu; disiplinler kendi içerisinde daha yüksek çözünürlüğe ulaştılar, daha detaylı olarak bazı şeylere bakabiliyorlar. Olumsuz yanı ise ayrı disiplinler gibi bambaşka işler yapıyorlarmış gibi davranıp hiç birbirlerine bağlantı neredeyse kurmadan da bir işi yapabiliyorlar. O yüzden böyle fragmanlardan oluşan, bütünü tutmayan sonuçlara erişmek de çok olası ki çoğu zaman böyle oluyor. Dolayısıyla bu disiplinlere ayrılmanın yarattığı daha yüksek işe konsantrasyonu aynı zamanda iletişime de kanalize etmeye çalışmak çok verimli bir şey işbirliği alanı olur.     

Melis SAYIN: Sonraki sorum da aslında benzer yere çıkacak henüz eğitim gören öğrencilere hem mühendislere  hem mimarlara ne tavsiye edersiniz, hangi yöne doğru kendilerini geliştirmelerini tavsiye edersiniz?

Ömer Selçuk BAZ: Bir kere çok yönlü olmak önemli; şu demek değil bu her şeyi az az bilmek değil, her şeyden yeterince bilmek ama bazı konularda da hakikaten o işin ustaları kadar çok şey bilmek. Günümüzde alternatif teknolojiler sayesinde artık dünya başka bir yere gidiyor ve daha sonra da belki bu meslekler gelişmeye devam edecek.Yani bu değişimleri bilmek, öğrenmek lazım. Hem hesaplama teknikleri hem tasarlama teknikleri açısından hem de öğretme teknikleri açısından yani şimdi ne bileyim 3 boyutlu print edilebilen yapıların dünyasına doğru yaklaşıyoruz. Yani inşaat mühendisliği de böyle kalmayacak  başka bir şey olacaklar mutlaka. Mimarlık da keza öyle. Dolayısıyla bunlarla ilişkilenmeyen mühendisler ve mimarlar gelecekte yerlerini başkalarına bırakmak zorunda kalacaklar. Çok yönlülük burada kritik bir nokta. 

Melis SAYIN: O zaman son soruma geçeyim ben, biraz etkinliğimizden bahsedelim sizin yorumlarınız nasıl, gelen tepkiler nasıl, bize kendimizi geliştirebileceğimiz noktalardan bahsedebilir misiniz?

Ömer Selçuk BAZ: Bir kere mühendis mimar etkileşimini sağlıyor olmak çok güzel. Pek çok etkinliğe gidiyorum onlar arasında sizin en ayırt dedici noktanız bu. Keşke şey de olabilse yani sadece bir salona girip mimarları ve mühendisleri dinlemek değil, gerçekten oturup bir şeyler yapabileceğiniz üretebileceğiniz bir ortamı da kurabilseniz. Önceki sorunu cevaplarken aslında söyledim yani mimarlar ve mühendisler ile oluşan multidisipliner, yani çok disiplinli, ortamlar çok değerli ortamlar. Aynı masa etrafında oturup bir şey üretmek önemli, sonra o üretim sırasında çıkacak sürtüşmelerden kıvılcımlardan bir öğrenme ağı oluşabilir ki şöyle bir şey var; bizim mimarlık eğitimi için mesela sürekli tartıştığımız mimarlık eğitimi sırasında öğrenciler hocalarından, derslerden çok birbirlerinden öğreniyorlar. Bu inşaat mühendisleri için ne kadar geçerli bilmiyorum ama mühendislik öğrencileriyle mimarlık öğrencileri bir arada bazı şeyler üretseler eminim birbirlerinden çok şeyler öğrenirler.

Melis SAYIN: Çok teşekkür ederiz değerli görüşleriniz, tavsiyeleriniz ve bize vakit ayırdığınız için.

Melis SAYIN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here