Başlangıçta Transatlantik Demiryolları projesi, Michel Verne’den çıkmış bir “hayal ürünü” olarak tanımlanmıştır. 19. ve 20. yüzyıl teknolojileri bu projeyi gerçekleştirmek için yetersiz kalmasından dolayı, projenin hayata geçirilmesi uzun yıllar almak durumunda kalmıştır. Ne zaman ki ileri teknoloji çağına geçilmiştir, önceki yüzyıllarda “hayalperest” gözüyle bakılan “bilim kurgunun babası” olarak adlandırılan üç kişiden biri olan Jules Verne’nin oğlu Michel Verne’nin bu projesine gerçekleşebilir gözüyle bakılmaya başlanmıştır.

Vakumlu tünellerde ilerleyen bir tren sisteminin kurulabilmesine olanak sağlayan teknoloji geliştikçe geçmişte Massachusetts Institute of Technology (MIT) bünyesinde çalışan bir araştırmacı olan Frank Davidson, bu sistemin İngiltere ile Amerika’yı birbirine bağlayabilme fikrini geliştirmesine neden olmuştur. Bu fikrin gerçekleşmesi durumunda Amerika ile Avrupa arasındaki yolu iki saatten az bir sürede alınabileceğinin hesaplanması başta Amerikalı mühendisler olmak üzere, bu projeye katkıda bulunmak isteyen insanları heyecanlandırmıştır. Fikir ne kadar inanılmaz ve olağanüstü geliyor olsa da, bu konu üzerine kafa yoran insanların sayısında ciddi bir artış görülmüştür ve böylece Transatlantik Tüneli adı altında projenin çalışmalarına başlanmıştır.

Davidson’ın Transatlantik Tüneli projesi, öncelikle Atlantik Okyanusu’nun içine tünelin inşa edilmesiyle başlar. Tünelin içindeki havanın sürtünme etkisini azaltmak için pompalarla dışarı atılması planlanır. Ardından trenin tünel içinde ilerlemesi için manyetik itme kuvvetlerinden faydalanmakla son bulur. Davidson; tünelin su yüzeyinin 50 metre altına inşa edilmesini ve saatte 3700 km hız ile hareket etmesi istenen trenin sürtünme etkisinden kurtulmasını sağlamak için içerideki havanın düzenli olarak dışarı atılmasını planlar. Manyetik alanın oluşturduğu etkiyi de göz önüne alınca, vagonların hiçbir yere değmeden havada asılı bir şekilde hareket etmesi düşünülür.

 

 

 

 

20. yüzyılın başlarında, Amerikalı mühendis Robert Goddard, Boston ile New York arasındaki yaklaşık 300 kilometrelik mesafeyi 12 dakikada kat edecek hızlı bir tren ile birbirine bağlamak istemiştir. Goddard, sürtünme sorununun engellenmesi ve trenin gitmesi istenilen hızı koruyabilmesi için demiryolu sistemini vakumlu bir boru içine yerleştirmeyi önermiştir. Sürtünme etkisini manyetik yastık kullanarak sağlamayı düşünmüş; tünelin içinden geçen treni de özel bir motor yardımıyla hızlandırmayı planlamıştır. Manyetik yastık teknolojisini uygulamada Japonlardan yardım alınmıştır. Başarılı çalışmalar sonucunda Japonların sağladığı manyetik alan sayesinde vagonların havada asılı kalması ve hareketi sağlanmıştır. Manyetik yastık teknolojisinin denemeleri 1990’dan itibaren özel denetim alanlarında test edilmektedir. Bu denemeler sonucunda saatte yaklaşık 500 km hıza ulaşılmıştır. Denenen sistemin vakumlu ortamda daha hızlı hareket etmesi düşünülmektedir. Yapılan hesaplamalara göre, “vakumlu trenler” olarak adlandırılan trenlerin ilk kuşağının saatte 3700 km hız yapabileceği öngörülmüştür. Bu ileri teknoloji sayesinde, aradaki mesafe ne kadar uzak olursa yolculuğun o kadar karlı olması beklenmektedir.

Davidson projenin 2030 yılına yetiştirilebileceğini ve bunu engelleyecek hiçbir teknolojik eksikliğin bulunmadığını düşünmüştür ve sözlerini şunu eklemiştir: “Bu projeyi durduracak olan asla mühendislik değildir. Yalnızca, projenin yaklaşık 30 milyar dolarlık maliyeti, onu bir ‘hayal’e dönüştürebilir.”

Transatlantik Tüneli’nin dış yüzeyinin paslanmaz yüksek kalite çelikten yapılması; su  ve hava geçirmeyen kelepçeyle birbirine bağlanmış bölümlerden oluşması ve bu parçaların ABD’nin Atlantik kıyılarında ve İngiltere’de bulunan tersanelerde üretildikten sonra dev havuzlarla belirlenen noktalara taşınarak okyanusta monte edilmesi planlanmaktadır. Tünel, ucuna devasa tonozların bağlı olduğu esnek çelik hatlardan oluşan bir kazıklar sistemi ile sabitlenecektir. Tünelin okyanus yüzeyinin 50 metre altından geçecek olması büyük gemilerin yapıya zarar vermesini engellemek için düşünülmüştür. Ayrıca bu sayede güçlü okyanus akıntılarının yapıyı sallama olasılığı da önlenmek istenmiştir.

Birçok Amerikalı mühendisin fikrine göre, “vakumlu tren”lerin olumlu özelliklerinin birkaçı şu şekilde sıralanmıştır:

-Uçaklardan daha hızlı hareket etmesi,

-Uçaklardan daha az enerji harcaması,

-Çevreyi kirletmemesi,

-Raydan çıkması gibi bir riskin söz konusu olmamasıdır.

Bu olumlu özelliklerin yanı sıra bazı bilim insanları olumsuz düşüncelere sahiptir. Ortaya atılan en önemli endişelerden biri, yeryüzünün engebeli olmasından dolayı projenin uygulanamama ihtimalinin bulunmasıdır. Böyle bir yapının terörist saldırılara fazlasıyla açık olması da olumsuz düşüncelerden biri arasındadır. Ancak bu mühendislik harikası olarak nitelendirilen projenin olağanüstü özellikte olması projenin uygulanması yönündeki fikirleri daha baskın kılmaktadır.

Sonuç olarak; Transatlantik Tüneli’nin Atlantik Okyanusu’nun içinden geçerek Avrupa ile Amerika’yı birbirine bağlayacak olması bu projeyi riskli ve bir o kadar olağanüstü kılan özelliklerin başında gelmektedir. Her ne kadar pek çok eleştiri ve tartışmaya yol açmış olsa da pek çok kişi tarafından fikrin uygulanmasını hayal etmemek elde değildir. Transatlantik Tüneli’nin yapım çalışmaları henüz sonlandırılmamıştır; ancak mühendisler tüm dünyayı bu projeyle etkilemek için tünelin oluşturulmasını ve kullanılır durumda olmasını heyecanla beklemektedir.

 

 

Hazırlayan: Başak SEYİSOĞLU

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz