IACES ODTÜ ailesi olarak ilk teknik gezimizi İzmir Folkart Time şantiyesine gerçekleştirdik. Gezimiz sırasında hem bu modern şantiyeyi gezdik hem de İzmir’de eğlenceli iki gün geçirdik. Elbette şantiye gezisi sırasında KariyerCE ekibi olarak proje müdürü Atilla Çavuş ile bu güzel röportajı gerçekleştirme fırsatını kaçırmadık. Başlamadan önce KariyerCE ekibi olarak bize vaktini ayırdığı için Atilla Çavuş’a çok teşekkür ederiz.

-Öncelikle klasik bir soruyla giriş yapalım. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Özgeçmişiniz olarak.

+Tabi. 1971 İzmir doğumlu, inşaat mühendisiyim. Uludağ Üniversitesi Balıkesir Mühendislik Fakültesi mezunuyum. 94 yılında mezun oldum. 93 yılında staj yaptığım Yaşar Holding’e bağlı Otak İnşaat’ta meslek hayatıma başladım. Türkiye’de 2 projede çalıştıktan sonra yurtdışına gittim. Yaklaşık 10 yıllık bir süreyi yurtdışında geçirdim. Bu sürede Hüseyin Bayraktar Holding, İçtaş’ın uluslararası bir konsorsiyumu olan Dia Holding ve Rönesans gibi bizim ülkemizin değerli firmalarında çalışma fırsatı buldum ve tekrar yurda döndüm. Yaklaşık iki yıldır da bu projenin başındayım, Folkart ’tayım.

-İşte biz bu deneyimlerinizi sormak istiyoruz. Yurtdışında ve yurtiçinde ne gibi aşamalardan geçip bu konuma geldiniz?

+Yani, başlangıç olarak biraz şans… Nasıl şans? İşte Cem (kaba işler şefi) arkadaşımızla ortak bir geçmişimiz var bizim. İkimizin de hikayesi aynı. Bir firmada staj yaptık. Firmanın değerli mühendisleri, değerli şefleri vesaireleri bizim o firmada kalmamızı sağlayacak bir koz verdi. Dediler ki “Ya bu çocuk çok çalışkan bir çocuk, bunu kadromuza kazandıralım.” Yaşar Holding, sene 1993. Bir yeni mezun ne yapabilir? Şantiyeye girmişsiniz, hatta ben başladığım zaman mühendislik kadrosuna da almadılar, tekniker kadrosuna aldılar diplomayı almadığım için. Ne yapabiliriz biz yeni mezun olarak? Ancak verilen görevleri eksiksiz yerine getirme çabasını gösterebiliriz değil mi? Nasıl değerlendirebilirler bizi büyüklerimiz? Verdiği görev yerine geliyor mu gelmiyor mu, bunun için çabalıyor mu çabalamıyor mu? Baktığımız zaman cevap klasik: çalışmak, çabalamak, korkmamak; daha tecrübelilerden, daha bilgililerden olduğuna inandığımız insanların yanında mücadele etmeyi bırakmamak. Anlattığım hikâye gerçek bir hikâye. Hiçbir zaman utanmadım ne Amerikalıdan, ne Fransız’dan, ne İngiliz’den, ne İtalyan’dan, ne de İspanyol’dan. Çalıştık. Verilen görevleri yaptık. Görevleri yaparken teknolojiyi, yani bilgisayarları önümüzde bulmaya başladık. Kendimizi geliştirdik. Biraz İngilizce öğrendik, sizler bu konuda çok şanslısınız ve başlarken $500-1000 farkla başlayacaksınız İngilizce bildiğiniz için. Süreç ilerlediğinde de artık öğrendiklerinizi öğreten olmaya başlıyorsunuz. Öğrettiklerinizin nasıl geri alınması gerektiğini biliyorsunuz. İşte o zaman da ne oluyor, eylemciyken, biz inşaatçılar okçu deriz, okçuyken, büyücü olmaya başlıyorsunuz, efsuncu olmaya başlıyorsunuz. Doğru gözler izliyorsa, o da biraz şans, biraz yükseliyorsunuz; ama benim meslek hayatım başarı öyküsü değil. Rönesans’ta proje müdürü olmam belki güzel bir başarı öyküsüydü ama proje müdürü olarak meslek hayatını ikinci şantiyede sürdürüyor olmak sadece durumun devamı. Ama teşekkür ediyorum başarı dediğin için.

-Bizde bir algı var: Ne kadar iyi ortalama yaparsam o kadar şansım olur. Ortalamanın, yaptığımız ortalamanın, akademik başarımızın, sizin gözünüzde hangi sırada olduğunu merak ediyorum.

+Şimdi, Folkart stajyer programı başlatmak istiyor; ilk kitapçığını biz bu şantiyede hazırladık dün dağıttım 5-6 tane örnek olsun diye. Biz yazdık onu: bir mimar arkadaşımız, bir stajyer arkadaşımız, ben ve bir tane de 10 yıllık tecrübeye sahip bir mühendis arkadaşımız. O kadar çok talep var ki, nasıl sıralayalım dedik. Bir tanesi bu oldu. Dedik ki “Okulda ilk 10’a girenleri tercih etsin.”, “İlk 5’e girenleri tercih etsin.”. Yani, 50 kişinin 30 kişisini böyle alalım. 6 tane de önemli üniversitenin ismini belirleyelim, ilk 5’tekiler talep ederse onları alalım, 10 kişi de referanslara ayıralım dedik. Orada bir öncü oldu. Bizim şantiye tarafımıza baktığınız zaman, biz şantiyede şantiye tecrübesini öncelik alıyoruz. Tecrübesizlerde de, bu ortama uyum sağlamalarını öncelik alıyoruz. Ama şimdi çeviriyorum, ofislere dönüyorum, teklif hazırlayan birimlere çeviriyorum, proje designerlarına çeviriyorum, proje designer dediğim sadece çizimci değil. Ne yapıyoruz biz, statik hesaplar yapıyoruz değil mi? İşte okul notları o tür kurumlarda daha ön plana çıkıyor şantiyelere nazaran. Yüksek not bir avantaj mı, evet bir avantaj; ama doğru kapıda, doğru yerde. Yani burada ben 6 yılda okulu bitirmişim, şantiyecilikle başlamışım, şantiyelerde hiç durmadan arka arkaya önemli projelerde çalışma fırsatı yakalamışım. Demek ki benim, okulda öğrendiğim mesleki bilgilerin dışında, şantiyecilik denen organizasyona uyum sağlayan bir iletişim ve uyum sağlama yeteneğim var. Hani birleşmiş ve şantiyelerde inanılmaz bir yol kat etmişim 20 senede. Ama not ortalamam 6.54, okul bitiş sürem 1.5-2 yıl sonrası. Mutlaka çok değerli olduğu kurumlar vardır. Ya da piyasadaki bazı özel kurumlar diyor ki “Ben İTÜ’nün ilk 5’ine iş teklifi yaparım her sene.” Veya “ODTÜ’nün inşaat bölümünün ilk 5’ine her sene iş teklifi yaparım.” Rönesans’ta bir ara sırf ODTÜ’lüler çalışıyordu. Mesela orada etkili oluyordur. Rönesans merkez kadrosuna alınacaklarda belki not ortalamasına öncelik tanımış oluyordur. Ama başarının hepsi değerlidir, unutmayın. Alabildiğiniz kadar alın. Mutlaka bir kapı, “yıldızlar topluluğu” diyecek ve ben yapamazsam o yapacak, birisi yapacak; çünkü başarı var.

-Teşekkürler cevaplarınız için. Ayrıca şöyle bir şey sormak istiyoruz. Bünyenizde de çalışan genç elemanlar olduğunu söylediniz. Peki, bizim gibi, böyle mezun olmanın eşiğinde olan gençlere ne tarz önerileriniz olur?

 

+Hepsine, o 140 kişiye, yaklaşık hepsine aynı şeyi söyledik. Dedik ki “Bir kere her fırsatı değerlendireceksiniz.”. Şimdi şantiyelerde organizasyon şeması diye bir şey var. Biz bir işi ne kadar zamanda, kimlerle, nasıl, hangi yönetim kadrolarıyla yapıyoruz… Bunların hepsine kaynak diyoruz. Bu kaynakları belirliyoruz. Ben dedim ki üç tane yeni mezun alacağım şantiyeye. Üç tane yeni mezun aldım. Dedik ki biz bunlarla yürüyebiliriz. Okulunuz bitmeden önce, ulaşabildiğiniz kadar insana ulaşmaya gayret edin. Çalacak kapı, telefon edecek insan, elini sıkacak insan bulmaya gayret edin. Stajlarınızda, ben geç kalmış olabiliyorum, arkadaşlarıma son yıla mutlaka bir şantiye veya ofis stajı bırakın diye tavsiye ediyorum. Aslında okullara da yazmak istiyorum. Mutlaka öğrencilerin bir stajını 4.sınıfın sonuna, mezun olacağı yıla bıraksın ki, kendini sevdirirse orada fırsat bulabilsin. Bizim o beş veya altı kişiden biri olur. Mesela bunu tavsiye edebilirim, stajı mezun olacağı yıla bırakmayı. Son stajına kadar, bir önceki stajında veya aradaki o tatillerde mesleki anlamda bağlantı kurabileceği herkesle bağlantı kurmasını tavsiye edebilirim. İlk önce değerlendiriyoruz çünkü. Disiplini, öz disiplini var mı? Var. Verilen görevleri takip ediyor mu? Koşturma çabası var mı? Var. İletişim becerileri var mı? Var. Gelecek için planlarını öğreniyoruz. “İzmir’de kalmayı istiyor, tamam. Folkart da İzmir’de 13 tane projeye başlayacak, bu çocuk üç sene sonra bizde şu işleri yürütecek hale gelir, alıyoruz.” Tavsiyeler bunlar olur yani, aslında hep aynı şeyler. Bağlantı kur, iletişim ilişkilerini geliştir. Mesleki anlamda ilk yıllarda beklentiler minimum. Mühim olan doğru personel mi, uyumlu personel mi, sonraki yıllarda okulda okuduklarını pekiştiriyor mu; bunlara bakıyoruz. Ondan sonra artık zaten sizi arayan bir sürü insan oluyor meslek hayatında.

-Şu dikkatimizi çekti. Mezun olduğunuzdan bu yana hep şantiye işlerinde görev almışsınız, hiç büro tarafına yönelmemişsiniz anladığımız kadarıyla.

+Statik hesap anlamında hayır. Statik bürolarda hayır. Ama merkez ofislerde evet. Merkez ofislerde ne yapılıyor anlamında soruyorsanız, ihale bütçesinin hazırlanması, alınmış işin gerçek bütçesinin hazırlanması, planlanmasının yapılması, kaynak planlamasının yapılması, başlangıç, ilerleme, teslim etme prosedürlerinin hazırlanması gibi şeylerin çalışmasını yapıyoruz.

-Ama anladığımız kadarıyla şantiye kısmı daha çok ilginizi çekiyor, sizi daha çok mutlu ediyor.

+Yani bu şey, birazcık ondan dolayı mı öyle? Hayır. Ben böyle yürüdüğüm için mi böyle oldu, onu bilmiyorum ama keyifle devam etmiş bir hayat.

-Aslında baktığınız zaman sürekli bir zaman kısıtlamanız var ve çok stresli bir iş ama burada gördüğümüz bütün çalışanlar hep hallerinden çok memnun, çok mutlu insanlardı; dikkatimizi çekti.

+Aldatıcı olabilir(gülüşmeler). Şimdi siz kıyaslamayı neyle yaparsınız o bilinmiyor ama burası, yani bu şantiye, sosyal tesisler anlamında Türkiye’ye örnek olacak tesislerden bir tanesi. Ne yok? Spor tesisi yok çalışanlar için ve burada yatıp kalkanlar için. Ne yaparız biz, işte tatil günlerinde vesairede yine burada kalan, memleketine gitmeyen insanların, bazı şantiyelerde yüzmek de dahil, pinpon, voleybol, basketbol oynayabileceği ne bileyim futbol oynayabileceği sahamız eksik yerimizden dolayı. Ama onun dışında yatakhaneleriyle, ibadethanesiyle, yemekhanesiyle, kantin dediğimiz lokaliyle diyelim yani oyununu oynayacak, stresini atacak, televizyon izleyecek maç izleyecek. İyi bir şantiye yerleşkesi.

-Kısıtlı bir alanda evet onu biz de fark ettik.

+Ama şehir içi şantiyeleri için geniş bir şantiye alanımız var. Gerçek anlamda büyük, mesela 2520 işçi kapasiteliydi Flame Towers dediğimiz projenin yatakhaneleri. 1000-1500 kişilik iki tane yemekhane salonu vardı ve lokali vardı, yemek olmadığı saatlerde lokal olarak kullanılıyordu. Üç katlı bir kafeterya vardı. Hem misafirler için hem çalışanlar için. Alkollü içki yoktu ama yumuşak içkiler kola, fanta içeceği, cips yiyebileceği, bacak bacak üstüne atabileceği bir lokali vardı. Açık spor oyun salonları vardı, basketbol, futbol oynayacağı vesaire. Yorgunluk hariç her şeyi var ama alan çok büyüktü. Yani bizim bu inşaat alanı gibi bir kamp sahası vardı. Hani mutluluk dediniz ya, ortamı uygun, yani insanlar işinden geldiği zaman sıcak su var 24 saat. Yazın her odada klima var. Bugün birçok şantiyede yok. Çalışanların kaldığı odalardaki hacim, 6 kişinin kalmasına uygun, standart bir oda. Başka firmalar büyük ihtimal 8 kişi yatırıyorlardır. Biz şu anda 3 ranzada 6 kişi yatırıyoruz değil mi?

-Evet, 6 kişi.

+Hacim olarak uygun, bunlar standart yani. Şey değil, yatsınlar işte falan değil. O yüzden çamaşırhane ücretsiz hizmet veriyor. Çamaşırlarını yıkatabiliyorlar, kurutma makinelerinde kuruyor, dertleri yok o anlamda. Eğer mutlu gördüyseniz, o anlamda rahat ama hep streslidir bizim işimiz.

-Yani streslerine rağmen mutlular.

+Mühendisleri zorluyorum ben mutlu olsunlar diye(gülüşmeler).

-Biz bunu sahadayken de konuştuğumuz için; hazır böyle bir konuya gelmişken, çalışanlarınıza karşı nasıl bir tutum sergiliyorsunuz?

+Hangi anlamda? Mesela görevini iyi yapmayanları cezalandırıyorum.

-Şu şekilde: Biz konuşurken bir sert tutum vardır, yani otoriter yaklaşım vardır; bir de biraz böyle tatlı sert vardır. Hangisini daha uygun görüyorsunuz?

+Hayat bizi duygusal liderliğe zorluyor. Bizim şantiyede bin çeşit insan var, bin çeşit hadise var, bin çeşit ortam var. Diyelim ki bugün hazırlamamız gereken bir raporun son günü. Patron ensenizde boza pişiriyor. Bu yumuşak mı olur, hayır yumuşak olmayız. Hele geciktirdiysen görevini, senin ensende boza pişirilir. O gün için ben sana sertimdir. İşte bir durum. Senin odandan çıkarım, programın iki gün öncesinde işini bitirmiş arkadaşımı tebrik eder, sarılırım. Nasıl olacak? Bir odada boza pişirdik, öbür odaya girdik, adamı tebrik ettik, sarıldık, dışarı çıktık ekibe kola ısmarladık erken döktükleri için betonu. Şantiye 400 kişi, 200 kişinin canına okuduk, ama diğer 200 kişiye gülücükler dağıttık. Şimdi ben nasıl birisiyim, nasıl yönetim yapıyorum?

-Kişiye göre değişiyor diyelim.

+Durumsal liderlik dedikleri şeyleri yavaş yavaş bütün yöneticiler yapmak zorunda. Çok hızlı ilerliyor her şey, çok değişken şeyler var. Yani günün tamamını kötü geçirmemize sebep olacak olaylar da yaşanır. Allah korusun bir kaza yaşasak, o gün bizi hiçbir şey mutlu etmez. O gün için asık suratlı, ters cevaplar veren, bağıran çağıran, ezip geçen insanlar olabiliriz. Veya bir başarısızlık notu alsak merkezden, o bizim tüm gün hadisesi gibi bizi yerle bir eden bir olay olabilir ama genel yapımız şantiyelerde otoriter olmaktır. Söylediğimizin peşinden gitmektir. Sonuç almamız lazım. Zamanımız, kaynaklarımız, paramız, süremiz sınırlı. İstediğimiz kaliteyi almak zorundayız. Yapmayanları mutlak ve mutlak suretle yapanlarla değiştirmek zorundayız. Toleranslarımız belli, hedeflerimiz belli, süremiz belli, maliyetimiz belli. Örnek olmalıyız. Yapmayanı cezalandıran, yapanı ödüllendiren tarafta olmalıyız. Böyleyiz. Bunu tercih ediyoruz.

-Teşekkür ediyoruz cevaplarınız için.

+Ben teşekkür ediyorum.

 

Röportaj Ekibi 

– Dilvin Dergül Kaya  – Barış Aksoy  – Ecem Kılınç  – Gökalp Aydoğdu – Murathan Saygılı

Düzenleyen 

-İsmet Hakan Leylek

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz